Hep derler ya kötü bir şey olur ama sonunda hep bir ışık gelir uzaktan gösterir kendini. Eskiden bana saçma gelen bu düşünce gün geçtikçe bana kendini gösteriyor ve haksız olduğumu her geçen gün anlıyorum sanki. Lisede okuduğumuz kitapların birinde Balzac’ın bir sözü vardı ve beni etkilemişti. Sözünde yaşayacağımız bir günün diğer kötü günleri sileceğini söylüyordu. Bana göre ucu olmayan bir hayat tablosunda tek bir gün silemezdi acıları, imkansızdı. Ama bunu düşünürken tek bi şeyi unuttuğumu fark ettim ya o gün bizim beklediğimiz ve onu düşündükçe içimizi ısıtan günse ? o zaman da silemez miydi, acımız geçemez miydi ? Geçerdi,silerdi. Hocamız bize ümitle ilgili konuşurken inancım sıfırdı. Eski bana göre ümit yoktu insanlar ümitlerini kendileri yaratırlardı. Hepsi boştu belkide. Içi boş düşünce baloncukları herkesin kafasındaydı o zaman. Ama kötü günler geçirdikçe kendiliğimden iyi günlerin de geleceğini istemsiz düşünmeye ve giderek buna inanmaya başladım. Kendimi bulduğum şu anki noktada bu düşünceye inancım oldukça kuvvetli. Evet hayat denen sahne bazen acımasız,yorucu ve anlaması güç bi yol gibi. Her yol bizi başka bir yola çıkartırken, biz nereden nereye geldiğimizi bile göremiyoruz. Eskileri unutup yeni benliklerimizi çevremize gösteriyoruz. Yola çıkılan nokta en önemli olan oysa. O çıkılan noktada yaşanılan acılarla geleceğe inanarak ve her şeyin daha iyi olacağına inanarak şu anki halimize erişmişsek hayat sahnemizde biraz onu da anmalıyız. Onun da şu anki benliğimizde katkısı büyük. İyi günün geleceğine inanmak bizi kuvvetli kılar ve bize hayalkırıklığı yaşatmaz, gelir. O gün bizim günümüzdür. Doyasıya gülme,zıplama, çığlık atma,şarkı söyleme… önemlidir,uzun bekleyişin sonudur ama bizim başlangıcımızdır yeniden, bazıları için sil baştan bir hayattır belkide. Hayatın bize en güzel verdiği cevaptır,kendini somutlaştırıp göstermesidir. Son ve ilk kez.
27 Aralık 2011 Salı
20 Aralık 2011 Salı
gökünyüzü ve güneşi
Güneş,gökyüzü ve onların getirdiği o sonsuza gitme hissi. Kafamda her zaman sonsuz imgesini çizen bu ikili bana sonsuzu sorgulatıyor sanki. Eğer sonsuz kavramı varsa orda mı,bizimle mi ? Son yokmuş gibi,hep yeniden başlayacakmış gibi. Başlayan nedir peki, hayatlarımız mı ? hayır. Hayallerimiz. Soyutlukta kaybolmak,dokunanamamak ama içinde bir yerlerde onları anlamak,hissetmek. Soyut şeyleri anlayabilmek her zaman zor gelmiştir bizlere veya kimilerimize oysa hayır. En anlamlı onlar aslında,bize kendilerini oldukları gibi değil, bugün var yarın yokmuş gibi gösteriyorlar ve bu taktikleri işe yarıyor. Her zaman gizemli olan daha çekici gelir çünkü daha çok çaba harcatır kendini anlatmak için. Bugün bana gülen güneş,yarın ağlayan gökyüzüyle karşımda. Beklenmedik bir anda,beklenmedik bir şekilde. Ama öyle de güzeller,ıssızlar. Ruhumuzu dinlendiren,önce yavaş başlayan daha sonra bizi heycanlandıran melodiler gibiler belkide. O hızla hayaller başlar işte. Gidersin çok uzaklara,o an uzaklaşırsın olduğun yerden,kimseyi görmezsin,duymazsın. Oysa kulakların duyuyor ve gözlerin açık. Ama alıp götürüyorlar seni işte,istediğin yere,olmak istediğin yere. Bi yere ait olmak istemeyenleri bekletiyorlar gökyüzü hızlı bir uçuşa hazırlıyor onları, yukardan bakacaklar yaşadıkları kaosun içine. Çok korkunç aslında,sonsuzluk ama kendine has bir bilinmezliği var. Gökyüzü sonsuzluk,güneş ise sonsuzluğu niteleyen ona ait olan ışık. O ikisi bizi duygulandırır,düşündürür,getirir ve götürür. Güneşin batışındaki o can alıcı, bize oraya daha da yaklaşmak istiyorum dedirten renkler bizi alır,gideriz. Onlar bizi belkide biz yapanlardır. Uzaktalar ama bi o kadar da yakınlar,görebilene.
4 Aralık 2011 Pazar
yazmak eylemi
Yazmak. Ne kadar önemli bir eylem aslında. Bazıları yazar bazıları konuşur bazıları da susar. Susarak yazar hikayesini,çevresindekilerin onu anlamasını bekler. Sessizliğinin aslında büyük bir çığlık olduğunu –kendinden başka- kimse bilmez. Bu yolu seçen odur,susmak onun tercihidir. Çığlığını duyanlar vardır ama o, o kadar sessizdir ki sevinçle geleni bile o hüznüne boğar aniden. Hayat sevinci alınmış sanki büyük bir yas havası kaplar onların bulunduğu alanı. Belki yazmaktır onun da ihtiyacı olan içini dökmek,içindeki dengesizlikleri duraksamadan yazmak. Herkes belki iyi yazamaz ama yazar. Yazmak denildiği gibi kendini ifade etme,kendini tanıtma ve iç dünyamızı tanımakta bize yardımcı olur. Insan farkında olmadan yazarak kendini bir kez daha tanır ve en önemlisi rahatlar. Yazdığı her harf,her kelime ve daha sonra oluşan cümle nefretini,acısını veya sevincini kapsar. Içinde yaşadığı o derin duyguları yanyana koyduğu harflerle aktarır. Okuyanların anlaması önemli değildir,önemli olan kaybolmuşluğunu yok etme,kendini kelimeler ve cümlelerde bulmaktır. Nefretini,aşkını her şeyini yazabilir insan. Içinden geldiği gibi kalemi eline aldığında düşünmeden yazmak önemlidir. Aklımızda acaba sorusu olmadan kendini o ana vermek önemlidir. Son noktadan sonra bir oh gelir,anlattım kendimi işte bütün yaşadıklarım bunlar. Bunlar yüzünden hüzünlüyüm veya bunlar yüzünden mutluyum. Hepsi bu işte.
28 Kasım 2011 Pazartesi
tesadüflerin getirdiği bi o
Hayatımızda tesadüfler olmasa hayatın gizemini düşünemicektik belkide. Hayatın ne gibi bi gizemi olabilir sorusu akla gelebilir. Cevabı birçok. Hayat beklemediğin bir anda senin karşına onu çıkartıyor. Durup düşününce tanışma anını ne kadar gizemli bi gizemin içine olduğunu anlıyor insan. O an sen orda olmasan,o orda olmasa, ikinizden biri geç kalsa belki de onu göremiceksin. O kim ? uzun zamandır beklediğin insan,aradığın kişiye yakın belkide.Yürüdüğün yeri bilmediğin ve beklentisiz zamanında karşına çıkan o.
O; çok basit bi tanımlama aslında ama o’nun anlamını o’yu hissedenler bilebilir. İçinde bize yaşattıklarını,bize hissettirdiği heycanları,kalbimizin hızla çarptığı o değerli anları bize o yaşatabilir ancak. Sadece o. Uzun zamandır yaşadığını hisseden kalp onunla yaşama daha hızlı ritmleriyle ayak uydurmaya başlar. Ritm hızlandıkça duygular değişir,öncelikler değişir. Yaşanan o tesadüf olmasaydı işte biz bunları nasıl tanımlayabilirdik.
Klasikler her zaman var önemli olan garip bi tanışma olması,beklemediğin bi anda hayatına girmesi sadece küçük bi tesadüfle seninle olması. Film başlığında yazdığı gibi aşk tesadüfleri sever mi sevmez mi buna bi cevabım yok. Aşka göre değişir,aşkın şiddetine göre,tabii aşk varsa. Sevgi ve aşkı ayıran bi toplumuz o yüzden aşkı tanımlamak ve onun varlığını hissetmek zorlaşıyor. Aşk,sevgiden de soyut bi kavrama dönüşüyor böylece kafamda aşkta iyice kuytuya gidiyor. O anki duyguyu anlamdırmak,onu bi kalıba sokmanın yanlış olduğuna inanıyorum. Mutlaka anlam aranmamalı o his için,özel olmalı,isimsiz. Sadece sana ve ona özel. Tesadüfle tanıştığın ona.
19 Kasım 2011 Cumartesi
dün-bugün döngüsü
Bazı insanlar var hayatını “eskilerle” götürmeye çalışıyorlar. Eskiler dediğim anılar. Onlara yüklemişler varlıklarını,onlarsız sanki ilerleme olmazmış gibi. Eskiden böyle yapardık,eskiden böyle severdik,eskiden bunlara gülmezdik,bunları izlemezdik gibi şeyler sürekli ağızlarında. Yenilik olamazmış gibi her şey aynı eskisi gibi kalmak zorunda gibi. Hayat büyük ve hızlı bir döngü. Bunu fark edemeyişleri onları geride bırakıyor. Evet anılar güzel,onları hatırlamak güzel. Yüzümüzde ufak bir gülümseme,bazen hüzün yaratırlar. Bazen onlar yüzünden keşke deriz. Bunlar güzel ama hayatın tam ortasına yerleştirmek ve bugünü yaşarken sürekli eskilere gitmek neden ? Bugünden mutsuz olduklarından dolayı olabilir,bugünü sevmedikleri ve kendilerini eskiden daha mutlu ve güvende hissettikleri için eskiye yerleşiyorlar. Ama insan savaşmalı biraz. Kafa tutmalı hayata. Kendini geçmişe bırakmadan önce bugünü de denemeli. Geçmişi de ara sıra anmalı ama,bizi biz yapanlar geçmişte çünkü. Aslında bakınca her günümüz bir geçmiş oluşturuyor bize.Her geçen gün bize biz farkında olmadan bir şeyler katıyor. Öğretmiyor ama gösteriyor bize bırakıyor yorumun nasıl yönlendireceğimizi. Karar bizim,onu görmekte bizim elimizde. Bazıları görmezden gelirken,o kendini göstermeye çalışıyor aslında.Ama onu sadece bugünün farkında olanlar ve onun değerini bilenler görebiliyor. Bugünün gizliliği de bu özelliğinde saklı zaten,kendinden ödün vermeyen tavrının yanında kendini bi o kadar da görebilenlere gösterme isteği.
10 Kasım 2011 Perşembe
ciao Roma
Roma güneşliyken gülümserken,yağmurluyken bütün ağırlıyla insanın üstüne çöküyor.Daralan sokaklar,büyüyen evler,kararan gökyüzü,arkadan gelen hafif melodi. Bu an yaşanmaya değer. Anlatıcak çok şey varken anlatması zor bir şehir Roma,anlatılmayı değil yaşanmayı bekliyor bence. Tarihi kokusuyla,yemekleriyle,insanlarıyla her seyiyle Roma daha da yaşanmak için bekliyor. Sokaktaki ressamları,merdivenlerde oturan gençleriyle,vespalarıyla işe gidenlerle Roma bekliyor,bizi.
30 Ekim 2011 Pazar
Biz burdayız
Türkiye yoğun bir süreçte,zor sınavlar veriyor kendi adına. Birliktelik gerektiren,güç,azim ve kenetlenme gerektiren bir sınav. Uzaklarda canlar yanıyor,çığlıklar atılıyor,enkaz altında gün ışığı bekleniyor saatlerce,anneler enkaz altında bebeklerini besliyorlar. Enkaz altında yağmur damlalarıyla hayatta kalan çocuklar var. Öğrenci yurtlarında ölen öğrenciler. Belkide canımı en fazla bu haber acıttı. Onlar,bizim gibi,biz gibi. Sadece kader denen yazıları bizden farklı,kadersiz belkide. Türkiye'de karanlık her yer. Yoğun bir yas var, sessiz çığlıklar insanları boğuyor sanki peşimizdeler gibi. Depremden önce alınan şehit haberiyle yıkılan Türkiye,depremle yerle bir oldu. Onlarca insanımızı kaybettik,ama hala ayrımcılık yapıp ölenlerin arkasından karma işe yaradı diyenlerimiz var. Ben bunlar yanımda söylendikçe susmayı tercih ediyorum. Çok benciliz,ölenlerin insan olduğunu unutuyoruz,bizden olduklarını,bizim yurdumuzdan olduklarını. Gün geçtikçe kutuplaşma artıyor,nefret büyüyor. Herkes kendi grubunu seçiyoru onun grubunda ve siyasi düşüncesinde olmayanlar birdenbire düşman oluyor. Neye göre ve neden düşman ? bilinmiyor.
Ardından Cumhuriyet Bayramımız geliyor. Cumhuriyetimizin 88. yılı. Bu ideolojiyi beslemedikleri halde gösteriş olsun diye ortada gezinenler oluyor,sonra bir bakıyoruz yürüyüşlerimiz,okullardaki törenlerimiz iptal olmuş. Neden peki ? Çünkü Türkiye yasta,Van'da vatandaşlarımız acı çekiyor biz kutlama yapamayız. Kutlamanın dans edip şarkı söylemek olduğunu sanan devlet büyükleri tarafından bu karar alınıyor ve uygulanması için resmi gazetede yerini alıyor. Kendileri o akşam 3 düğüne gidiyorlar o ayrı konu ona girmiyorum hiç.
Bence en gerçek Cumhuriyet dün kutlandı. İnanlar vardı,cumhuriyeti benimseyenler,Atatürk'ü yürekten anlayanlar yürüdüler,istiklal marşını yürekten söylediler,her kelimesinin anlamını içinde hissederek bağırdılar. Biz burdayız dediler,biz varız,arkasındayız ülkemizin. Evet biz varız. Her şeye rağmen biz varız. Dün inanlarla beraber o coşkuyu yaşamak çok güzeldi,ağlayanlar vardı,yaşlılar vardı,bizlere gurur duyan gözlerle bakıyorlardı. Herkes evlerinin camlarında bize eşlik ediyordu. Yasaklarına,yalan hassasiyetlerine karşı geldik. Onlarsız kendi bayramımızı kutladık,cumhuriyetimizi yaşadık,onlar olmadan. Cumhuriyetimiz kutlu olsun,biz oldukça onun arkasında sapasağlam bizimle beraber kalıcak,ona inanmayanlar da yavaş yavaş kendi cumhuriyetlerine doğru yol alacaklar. Şimdiden iyi yolculuklar.
Ardından Cumhuriyet Bayramımız geliyor. Cumhuriyetimizin 88. yılı. Bu ideolojiyi beslemedikleri halde gösteriş olsun diye ortada gezinenler oluyor,sonra bir bakıyoruz yürüyüşlerimiz,okullardaki törenlerimiz iptal olmuş. Neden peki ? Çünkü Türkiye yasta,Van'da vatandaşlarımız acı çekiyor biz kutlama yapamayız. Kutlamanın dans edip şarkı söylemek olduğunu sanan devlet büyükleri tarafından bu karar alınıyor ve uygulanması için resmi gazetede yerini alıyor. Kendileri o akşam 3 düğüne gidiyorlar o ayrı konu ona girmiyorum hiç.
Bence en gerçek Cumhuriyet dün kutlandı. İnanlar vardı,cumhuriyeti benimseyenler,Atatürk'ü yürekten anlayanlar yürüdüler,istiklal marşını yürekten söylediler,her kelimesinin anlamını içinde hissederek bağırdılar. Biz burdayız dediler,biz varız,arkasındayız ülkemizin. Evet biz varız. Her şeye rağmen biz varız. Dün inanlarla beraber o coşkuyu yaşamak çok güzeldi,ağlayanlar vardı,yaşlılar vardı,bizlere gurur duyan gözlerle bakıyorlardı. Herkes evlerinin camlarında bize eşlik ediyordu. Yasaklarına,yalan hassasiyetlerine karşı geldik. Onlarsız kendi bayramımızı kutladık,cumhuriyetimizi yaşadık,onlar olmadan. Cumhuriyetimiz kutlu olsun,biz oldukça onun arkasında sapasağlam bizimle beraber kalıcak,ona inanmayanlar da yavaş yavaş kendi cumhuriyetlerine doğru yol alacaklar. Şimdiden iyi yolculuklar.
16 Ekim 2011 Pazar
melodi olmak isterdim
Müziğin herkesin hayatında farklı bi yeri vardır şüphesiz. Müzikle ilgili fazla bi bilgiye sahip değilim tek bildiğim şey ayrı bi dünya olması. Kendi içinde farklı,canlı ve taze bi dünya. Ayrıca duru. Tek bi melodiyle uzaklara gidiyoruz. Çok uzaklara hemde. Anılara uzanıyoruz,onları bi daha yaşıyoruz,düşünüyoruz. Bizi melodiler düşündürebiliyor ne kadar güçlüler dimi ? Bana her zaman farklı ve sihirli gelen bunu sağlayan şeyin melodi olması. Düşünsenize tek bi melodi bizi nerelere,kimlerin yanına götürüp geri getiriyor. Bazen öyle bi dalıyoruz ki nerde olduğumuzu unutuyoruz,bazen canımızı yakıyor,bazen mutlu edip güç veriyor. En kötü anlarımda hep en canlı şarkıları dinlerim,sözlerin melodinin tüm gücüyle içimi sarmasına izin veririm. Kuvvetlenirim. Çok garip değil mi ? o anınızda bile iyi gelen sadece bi şarkı bu kadar basit aslında.Herkes konuşur,anlatır ama dinlediğin şarkıdaki sözler her şeyi özetler,seni anlatır. hatta dersin ki aynı şeyleri yaşıyoruz,benim yaşadıklarımı anlatıyor. Bu an işte en güzelidir. Şarkılarda,melodilerde kendini bulmak,onlara ait olmak. Mutlaka bi şeye ait olmak isteyen biri şarkılara ait olabilir. Hem üzmezler onu bırakmazlar hiçbi zaman. En iyi onlar anlar hatta,sahtekarlıkları da yoktur. Sözleri bazen canımızı acıtır,bazen gülümsetir,enerjileriyle doldurur içimizi.Şarkılarınız sizi temsil eder,siz hiç konuşmadan onlar melodileriyle,sözleriyle sizinle konuşur. Belki bi yol bile çizebilir size. Mutlaka üzgünken dinlenmemeli ama en mutlu anınızda da dinlemelisiniz. Bi ressam resmini yaparken bi şarkının kuvvetli melodisinden güç alıp fırça darbelerini daha hızla atabilir, spor yapan biri yine hızlı bi melodiyle kuvvetlenip hareketlerini hızlandırabilir. Bütün bunlar işte bu gizli dünyanın içinde saklıdır. Durgunluk,güç,umut,üzüntü,sevinç,kavuşma,özlem. Bütün duygular bu dünyada. Hem sahte duygular değil bunlar,hepsi olmadığı kadar gerçek.Şarkılara ait olmak en güzeli,en temizi. Anlarınızı onlarla da paylaşın,gözlerinizi kapatın ve onlara ait olun. Siz de arada bu keşfedilmemiş dünyaya gelin.
15 Ekim 2011 Cumartesi
yalnızlık güzeldir
Hep bi seylere tutunarak yaşıyoruz farkında olmadan peki neden ? bu soruyu soruyor muyuz acaba kendimize. Neden insanlar hep bi seye inanmalı ve tutunmalı hayatta. Bu inanç tanrı inancı da olabilir tutunulan şey bi arkadaşta olabilir. Yalnızlıktan neden bu kadar korkuyoruz acaba ? onunla yüzleşmek neden bu kadar zor onunla beraber yaşamak. Insan yalnızlıktan korkuyor,yalnızlık hayattan kopmak olarak anlaşılıyor belkide. Etrafımızı saran onca insanla yalnız kalamayız. Ne kadar istesekte olmaz. Alışılan tempo bizi kendisiyle sürükler. Bazen insanların yalnız olmaya ihtiyaçları vardır kimseyle konuşmak istemiyorum moduna girerler. iki gün sonra bakarsın yine eski hayatına geri dönmüş. Ben tek başına olmayı savunmuyorum ama bence insan tekte kalmalı hayatında. Etrafında birileri olmadan da bir şeylere tutunmadan da hayatını yaşayabilmeli. Kendi adımlarını atıp ben de varım demeli. Tek başınalık kendine güven,cesaret ve kararlılık gerektirir. Herkes yalnız kalmayı beceremez hep yanında birileri olsun birileri tarafından kabul görülsün ister. Ama neden ? bence denenmeli, yalnız kalınmalı hayatın bir döneminde. Yalnız kalınmalı derken eve kendini kapatmalı konuşmamalı demiyorum. Sadece hızlı akan hayat akışına başkalarıyla değil tek başına kafa tutabilmeli insan. Onun fikirleri olmadan kendi fikirlerini hayata sunmalı. O zaman yalnızlığın güzelliğini ve sakinliğini görür. Her şeyin ortası iyidir her zaman. Ne çok yalnız,ne çok birlikte. Ilişik bir şekilde yaşanmalı. Yalnızlığa konulmuş kalıp düşüncelerden sıyırmalı kendini insan,kalıpların dışına çıkıp yalnızlığı da yaşamalı kendi iç sesiyle yürümeli yolunu.
14 Ekim 2011 Cuma
istanbul bugün yorgun,üzgün ve yaşlanmış...
istanbul'da yağmur yağınca ben istemsiz bi şekilde Teoman'ın istanbulda sonbahar şarkısını hatırlıyorum. bi anda şarkı sözleri aklıma giriyor ve mırıldanmaya başlıyorum. yağmurlu havalarda istanbul daha da güzelleşiyor sanki üstünden pisliklerini atıp arınıyor. kirlerini geride bırakıyor ve ertesi güne hazırlanıyor. tıpkı bi insanın eskilerini geride bırakmaya karar verip yepyeni bir gün için uykuya dalması gibi. hayatın döngüsü hep aynı aslında. arınmak,temizlenmek,kendini tekrar etmeden yenilenmek. İstanbul'da yağmur bana bu çağrışımları yaptırıyor. denizde önümden geçen deniz otobüsleri,karşımdaki adalar hepsi sessiz o canlılığını kaybetmiş flu gözüküyor. adaların ihtişamı gitmiş bu karanlığın gitmesini bekliyorlar. insanlar ise durgun daha çok düşünceli. hafif bi telaş var herkesin suratında,tedirginlik. oysa yağmura kendimizi bıraksak ? o bizi ıslatsa bütün gücüyle ? şemsiyesiz yürüsek mesela doyasıya içimize çeksek bu havayı sanki bi daha yağmur bu kadar şiddetli yağmıcakmış gibi gezsek etrafta. bize garipseyen gözlerle bakan insanlara gülümseyip geçsek onların da kafasında soru işareti uyandırsak ? bazı şeyleri hayatımızda farklılaştırsak kısaca ? buna yağmurda yürüyüşle başlayabiliriz. çok basit ama çoğu insanın kolayca evet diyemeceği bi sey. ufak ufak monotonluktan sıyrılalım,küçük mutlulukların,anların hayatı ne kadar değerli kıldığını görelim. yağmurda koşun,yürüyün,müzik dinleyip şarkı sözlerini bağrırak söyleyin bi şeyler yapın. yağmurda gelen bu kasveti atın üstünüzden. hayatı eğlenceli kılın kısaca. her şey denemeyle başlar. siz de deneyin,denemeye değer.
“To live is the rarest thing in the world.Most people exist,that is all.”
Oscar Wilde
“To live is the rarest thing in the world.Most people exist,that is all.”
Oscar Wilde
13 Ekim 2011 Perşembe
keep smiling
hayatla ilgili çok fazla felsefe yapmayı sevmem çünkü daha hayatın çok başında olduğumu ve yaşayacağım onlarca şey olduğunun farkındayım. ama benimde bu 19 senelik yaşantımda öğrendiğim şeyler var. mesela hayatta her zaman kazanamayacağın. bazen kazanıp bazen de kaybedebiliceğin. kaybetmek her zaman bi eksiklik olarak nitelendirilmiş ve insanlar sanki kaybetmeyi bi tür hayata karşı yenilgi olarak görmüştür. oysa bence tam tersi kaybetme hayatını yeniden geri kazanma,hayata ben hala ayaktayım ve seninle savaşıyorum demenin başka bir yolu. çok engebeli bi yol mu peki ? bazılarımız için evet bazılarımız için hayır. evet diyenler cesur olduklarından değil sadece hayatlarına bağlı oldukları için evet diyebiliyorlar. düşününce hepimiz hayata bağlıyız. hayata bağlı olmak hayatın akışını ve hızını belki içinde hissetmek,kahkaha atmak değil belkide düşünmek, bazı şeyleri anlamlandırmak. belki hayata bağlı olanlar hayatlarında birden fazla yenilgi yaşayanlardır ? bilemeyiz. sürekli kazanınca egonu maksimum seviyeye çıkartınca eline geçen nedir ? bi süre sonra sıkılırsın kazanmaktan çünkü kazanınca hayattan ders almazsın. insan kaybedince her aldığı darbe belki içine işler ve acıtır ama olsun ders alır. bu kaçıncı ders yeter der içinden ama fark etmeden hayat onu hazırlamıştır işte savaşına,hayat mücadelesine. git savaş hadi dercesine onun önüne uzatır kendisini,saf,dupduru,yepyeni karşısındadır işte yeni savaş alanı. cesaretli olanlar darbeleri unutur ve savaş alanında savaşır,vazgeçmez ve sonunda hak ettiğini alır. hak ettiği ise tek bir kazançtır,bütün yenilgileri,kaybedilmişlikleri ona unutturan. bence bu anı yaşamak her şeyden her kazanımdan daha önemli. hayatı onun bize verdiği dersler sayesinde yenmek. hayat bizden yana yeter ki onu doğru yerde ve doğru kişiler için kullanmayı bilelim.
12 Ekim 2011 Çarşamba
dreams are free
hayal etmeyi severim. bazen hayattan kaçış,sığınaktır,pembe bulutlar üzerinde dolaşmak belkide. kendi kendine gülümsemektir çoğu zaman. hayaller bizi mutlu eder,ilerlememizi sağlar hayata tutunmamızı. hayalgücü bana her zaman etkileyici bir gizli güç olarak gelmiştir. engelleyemediğimiz içimizde olan bir güç. o kadar güçlü ki bizi alıp uzaklara götürüyor. sevdiğimizin yanına,güzel bir tatile,güzel bir yemeğe belkide. eskiden hayal etmezdim çünkü gerçekleşmez diye korkardım onlara kapılıp gitmek beni korkuturdu. oysa şu an en imkansızı bile hayal edip kendi sahnemi oluşturup kendi oyunumu yaratıyorum. nolucak ki imkansızı istersen ve gerçekleşmezse ? nolabilir en çok ? hiçbi şey. hayal et,et,et durma. mutlu olana kadar onlara sığın.kaçıyor musun diye sorarlarsa evet de. kaçıyorum. gerçeğimi bulmak için belkide mutlu olmak için. insan mutlu olmak için yaşamalı hayatı. her şeyin iyi olucağı günü bile hayal ederiz. en kötü anımızda o iyi düşünceler,bilinçaltımızda olan o küçük sahnemiz gelir. yanımıza. yalnız bırakmaz bizi. korkarak hayal kurulmayacağını öğrendim,nasıl korkularak yaşanılmazsa aynı şekilde korkularak sahneni kuramazsın. hayal etmek için bile cesur olmak lazım,bazı şeyleri göze almak lazım. insan en azından hayallerinde mutlu olsun neden insanlar buna bile engel olmak istiyorlar ki ? neden hayal etmeyi hayattan kaçış olarak görüyorlar ? kendilerinin hayatın tam ortasında olduklarını sanıp aslında kenarından bile geçemedikleri için mi ? iyisi mi hayal edin,edelim,etsinler.
9 Ekim 2011 Pazar
değişen duygular mı sadece ?
Duygularımızın çok yoğun olduğu dönemler vardır.Atlatması zordur belki bu dönemleri ama insan isteyince her şeyi yapar derler ya işte bu dönemler insanın içinde kendisiyle başlar ve yine kendisinin içinde biter.Hayatımda -daha çok genç olmama rağmen-asla atlamıcağımı düşündüğüm anlar oldu. hep benimle kalıcaklarmış ve her seferinde bana acı çektiriceklermiş gibi gelirdi.düşününce üzülürdüm ama kendime her zaman güç verirdim bir taraftanda.işte kendime ayırdığım bu süreci başarıyla tamamladım.çok mu zor oldu peki ? hayır. kolay mıydı ? hayır. o zaman nasıl oldu peki ? inanarak oldu belkide,kendime,hayata ve çevremizi sarmalayan kaderime belkide.ama en çok hayata.çok mu zor bir şey atlattım da yazıyorum. bence hayır. belkide her genç kızın yaşadığı bir şey ama bana kendimi anlattı,bana bilmediğim yönlerimi,kuvvetimi gösterdi.her zaman kötü şeylerin bir gün iyi bir sonla biticeğine inanırım.belkide bu inancım sayesinde sağladım.çevremdeki çoğu insan hayatın bize sunduklarını ve güzelliklerini görmezden gelirken ben gözlerimi kapayıp tek bir şeye odaklanmadım.birçok şeye odaklandım ve hayatın sandığımdan çok daha farklı,ağır bir o kadar da hafif olduğunu gördüm.insanların hayatında vazgeçilmezlerin olamıcağını da gördüm.çünkü bir gün her şeyi ve herkesi o vazgeçemediklerimizi bile kaybediceğimizi anladım.aslında hiç adil değil.birine bağlanmışken onu kaybetmek,arkadaşına uzaktan bakmak,tanıdığını sandığını aslında hiçbir zaman tam olarak tanımadığını görmek.bunlar ağır yükler hayatında bize yüklediği ve bizim taşımak zorunda kaldığımız.bazen düşünüyorum tek olsam kimse olmasa hayatımda nasıl olur diye. ama insanın içindeki bir şeyleri paylaşma isteği bu düşüncemi yenik düşürüyor.kayıtsız güveniyorsun ve kapılıp gidiyorsun.kendini akıntıya kaptırmaman lazım ama boğulma tehlikesi seni kocaman bir gülümsemeyle bekliyor çünkü uzakta. tuzak gibi. akıllıysan tuzağa düşmüyorsun,kapılırsan ama mutluluğuna verdiği ferahlığa tuzak seni yakalayabiliyor.dikkatli olmak lazım,düşünmek lazım hem bugünü hem de yarını.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

