bir dakika,bir sozcuk.bir sen bir ben.
ne onemli ne genis konular.
Ozdemir Asaf
Blog Arşivi
26 Şubat 2012 Pazar
24 Şubat 2012 Cuma
muzik gezegeniniz
Her muzik enstrumaninin insan hayatina bir sey kattigini dusunuyorum. Iyi veya kotu fark etmez. Eger ondan cikan herhangi bir nota sizi uzaklara goturup geri getirmek istemiyorsa degistiriyordur,sadece siz farkinda degilsinizdir. Benim piyanoya baslamam annemin israrlari sonucunda oldu iyi ki de olmus. Ilk zamanlarda bana eziyet gibi gelen piyano odevleri ve verilen resitaller gun gectikce guzel anilara ve hizli yasanan heycanlara donustu. Sahneye ciktigimdaki o heycanim sanirim ileride insanlara anlatacagim derin bir ani olarak benimle kalacak.
Bir seyler uretmek, her basilan piyano tusu sonunda bir butun elde etmek gibisi yok. Yarim baslayan bi parca bir butune donustugu zaman ve sizi calarken kendisiyle beraber goturdugu zaman guzeldir iste. Hele dinleyeciler de sizinle beraber geliyorsa basariyorsunuzdur bazi seyleri. Muziginizle ilerliyorsunuzdur,hep beraber.
Muzige adim atmanin yasi olmadigini dusunuyorum. Her an herkes bi muzik aletini eline alip onu istedigi gibi calmaya baslayabilir. Hem de kural bilmeden, en guzeli. Kendince istedigi gibi. Zaten bir noktadan sonra baglandigini hissettiginde yardim alacaktir. Onemli olan o atilan ilk adimdir,ilk karardir. Geri donus serbest, notalar serbest, melodi serbest, hata serbest, yaris yok sadece siz ve o. -o ve siz(in) Kisaca muzik serbest, muziginiz ozgur. Yeter ki isteyin ve sevin. Kendi gezegeninize muzikle gidin.
20 Şubat 2012 Pazartesi
Ciddiyetsizlige ve cocukluga davetiye,The Muppet Show
Nolursa olsun insanin cocuk tarafinin her zaman onunla kalmasindan yanayim. Her zaman ciddi ve gulerken dusunen insanlar olmamaliyiz. Bazen de cocukca seylere gulmeliyiz, yorucu tempodan kurtulusu bi sinema salonunda muppetlari izlerken bulmaliyiz. Cunku ciddiyetin de bitmesi ve dinlenmesi gereken yerler var. En diplere ittigimiz kucuklugumuz aslinda hep bizimle, hep eglenmeye ve gulmeye hazir tipki ilk yaslarimizdaki gibi. Ciddi ve yogun maskelerinizi cikartip sinema salonuna girin ve Muppetlari izleyin. Zevk alacaksiniz ciddiyetsizlikten, dusunmemekten ve cocukluktan. Deneyin.
13 Şubat 2012 Pazartesi
yorgun insanlar olarak bizler.
Aslında büyüyoruz farkında olmadan bi bakıyoruz 20 olmuşuz. Başlıyor bu sefer üniversite, staj, gelecek hayalleri. -bazıları için de evlilik düşüncesi-. Sanki insan kendini bi farklı hissediyor, büyük. Büyüklükle beraber ben olgunum artık diyor kendine, hayata hazırım - oysa ki değil. Neyse bu durumu ona çaktırmadan evet artık hayat senin deniliyor ve evet o hayatına başlıyor. Kendine güvenen, dimdik biri. Daha önce girmediği ortamlara giriyor, iş görüşmelerine, mülakatlara. İlk başta ne yapacağını şaşırsa da zamanla alışıcağını düşünerek ben artık büyüdüm, itibarım olacak düşüncesiyle emin adımlar atıyor kapıdan içeriye doğru. O kadar eğitim hayatı sonunda işe yaradı diyor kendi içinden. Aslında haklı evet işe yaradı kendine kattıkları şimdi onu belki de diğerleri diye sınıflandırdıklarından öne attı. Neyse bizim olgun kendini bulmaya çalışırken sanki hafif yenik düşüyor tempoya. Liseden ve üniversiteden farklı bir ortamda burada büyük bir rekabet var çünkü ve o da bunun içinde şu an yer almasa da ileride kendisini bu hırs dolu insanlar arasında biri olarak görebiliyor. Yok ben olmam asla düşüncesi bir tarafında onu tatmin ederken ya olursam seçeneği de aklını arada çelmeye devam ediyor. Yine yıllar geçiyor, bi bakıyor evet tam orada. Bu sefer geçmişi özlemeye, bu yarıştan çıkmaya bakıyor bir an önce. Eski rahatlığı, eğlencesi artık yok. İş saatleri, telefon görüşmeleri ve ciddi toplantıları var. Hep ciddi olması gereken yerler var, gülmek istediğinde bile susması gereken, hayır demek istediği halde evet demesi gereken yerler. Her şeyden önemlisi yaşam mücadelesi var. 20 yaşında kapıdan dimdik çıkan o, 30larında benliğini hırs ve mücadeleyle bürümüş biri olarak kendi evinin kapısından içeri giriyor. Bu sefer yorgun,bitkin ama hala hırslı.
12 Şubat 2012 Pazar
-(m)asaydı,(mu)yduk ?
Zaman ve gün kavramı olmasaydı, herkes öylesine gelişi güzel yaşasaydı.
Zaman ve günlerden oluşan geçmiş denilen derin kuyu olmasaydı ve
geçmişin getirdikleri olmasaydı bizlere.
Napardık ? Daha özgürce düşünmeden hareket edebilir miydik ?
Yoksa yine yetişme ve bir şeyleri başarma, bir yerlere gelme, takdir edilme telaşı içinde hızlı adımlarla ilerlemeye mi çalışırdık ?
Yoksa durur muyduk, etrafımıza bakar mıydık biraz da olsa veya görebilir miydik
zamansızlığın, günsüzlüğün sessiz mutluluğunu ?
Zaman ve günlerden oluşan geçmiş denilen derin kuyu olmasaydı ve
geçmişin getirdikleri olmasaydı bizlere.
Napardık ? Daha özgürce düşünmeden hareket edebilir miydik ?
Yoksa yine yetişme ve bir şeyleri başarma, bir yerlere gelme, takdir edilme telaşı içinde hızlı adımlarla ilerlemeye mi çalışırdık ?
Yoksa durur muyduk, etrafımıza bakar mıydık biraz da olsa veya görebilir miydik
zamansızlığın, günsüzlüğün sessiz mutluluğunu ?
8 Şubat 2012 Çarşamba
Paris,Paris !
Her insanın kendini mutlu hissettiği, orda yaşadığı anların bitmesini istemediği, her şeyiyle kendini bütünleştirebildiği bir ülkesi, şehri vardır kafasında. Benim için de işte o yer Paris. Her gidşimde her şeyiyle beni saran, asaleti ve ağırlığıyla kendini hep gösteren sade ama şık bir şehir Paris. Kibar, nostaljik ve romantik. Mimarisiyle her şeyiyle asaleti kendini gösteriyor. Yemek yenen her yer nostaljik kendine has ve özel. Paris bazılarına zor ve kasvetli gelse de beni içine alan çıkmak istemediğim ayrılması benim için zor olan bir şehir. Paris denilince akan sular duruyor kısaca benim için. Orası hayal dünyam, gelecek dünyam sanki. Ingilizceye karşı alerjisi olan insanlarıyla, büyük caddeleriyle,şık restoranlarıyla her şeyiyle Paris benim için apayrı,bambaşka
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
