30 Mart 2012 Cuma

beni yeniden sev-ask yazisi degildir.

Sanatin her alani insani gelistirir. Sanat ve kollari varoldugu surece kisi gorsel,duygusal ve zihinsel olarak her gecen gun gelisir. Yazmak, calmak, boyamak, oynamak ve daha bir cogu kucuk eylemler olsa da bireyi farkinda olmadan eskilerden koparip yeni kapilar acar, ona bilmedigi bir dunyayi kendi yorumuyla gosterir ve gerisini kisiye birakir. Mesaji hisseden devam eder acilan bu yoldan fark edemeyen ise sikiciliga bogar kendini, etrafinda donen renkli, konusmalari ve duygulari gormeden yasar hayatini.
Ben olabildigince hayatimin belirli koselerine sanati yerlestirmeye ozen gosteriyorum, etkinlikleri olabildigince takip etmeye calisiyorum. Gittigim her sergi her film her tiyatro her konser beni bir adim daha ileri atiyor cunku eminim. Her seyden once kendim icin yapiyorum hepsini istedigim icin sanati hayatimda ilerliyorum onun yolunda. Bazen mutlulugu bir sinema salonunda bulurken bazen bir sergide renklerle bulusarak buluyorum. Yapilani anlamaya calismak duygusunu kendime gore yorumlamak bana mutluluk veriyor bazen de sasirtiyor. Buyuk bir hayranlikla izliyorum her birini.
Pazartesi gunu Ali Poyrazoglu'nun yeni oyununa gittim, Beni Yeniden Sev. Daha cok yeni olan bu oyunu gazetede Ali Poyrazoglu'yla yapilan bir roportajda okumustum ve gidip hemen bilet almistim. Sonunda o gun geldi ve oyunla bulustuk. Ali Poyrazoglu yine butun ustaligini oyununda gosterdi, bahari ve askin gelisini seyircilerine sundu ve buyuk bir zevkle izlendi. Oyunda ayni zamanda kadina siddete ve egitime yonelik derin mesajlar veriliyor bu yonuyle de baya bir begeni topluyor. Oyuncular arasinda gecen dialoglar ve alt mesaj olarak baharla beraber askin coskusu bir matematik ogretmeni tarafindan seyircilere aktariliyor . Bu oyunla baharin yaninda aski da bizlere butun heycaniyla getirdigini anliyoruz. Oyunun sonunda Ali Poyrazoglu'nun tiyatroyla ilgili bir sozu cok hosuma gitti. Tiyatro icimizdeki cocuklardir, siz kendi icinizdeki cocugu buraya getiriyorsunuz biz de icimizdeki cocugu buraya getiriyoruz ve onlari burada karsilastiriyoruz,oyunlarini oynuyorlar diyerek yorumladi. Seyircilerini de birer oyuncu olarak yorumlamasi ve kendi oyunun icine bizleri de bir sekilde katmasi hosuma gitti. Oyunun sonunda hepimizin basina ask dussun diye bagirarak ve seyircilerden de ayni tepkiyi alarak bitirdi. Salondan suratimda buyuk bir gulumseme ve rahatlikla ciktim.
2 saatlik degerli paylasim bana iyi gelmisti hatta ertesi gun vizem oldugunu bile bana unutturmustu.
Gidin ve baharla beraber yeniden sevin.

14 Mart 2012 Çarşamba

iki ses hayatimdaki

Arkadas onemlidir,evet oyledir. Arkadasliktan ote dostluk onemlidir. Dostluk dedigimiz kavram gunumuzde sekilden sekile girse de benim icin anlamini hayatimda sadece iki kisiyle kazaniyor ve hic kaybetmeden devam ediyor. Birisine dost demek, ona benligini korkmadan birakabilmek onemlidir. Uzun zamanlar gecmeli bu kadar teslimiyet icin, kirilmaz bi guven belki de, yipranmayan bi sevgi bazen.Yaslandigin duvar saglam olmali seni her durumda kaldirabilicek bi alt yapi barindirmali icinde. Tam ona dayanmis ve artik bu kadar yeter derken hayir devam ediceksin diyip seni yerinden kaldirmali yeri geldiginde.
Hayatimdaki bu iki insan sanki kacis yerlerim, kalabaliktan kurtuluslarim bazen kendimi buldugum yerler. Herkesin fazla geldigi ve konusmalarin kafamda buyudugu zamanlarda onlarin konusmasi beni kendime getiren, beni kuvvetlendiren ve en onemlisi beni bana her seferinde bastan anlatan renkli iki ses. Konusmalarinin her cumlesinde beni ne kadar iyi tanidiklarini kanitlayan seslerden. Digerlerinden farkli, daha icten ve duru,saf. Kendimi kolayca onlara birakip korkmadan gidebilirim, benim yukumu tutmaya hazirlar.
Bu iki degerli dosta sahip oldugum icin cok sansliyim ve mutluyum. Bazi insanlar bir insanin hayatinda birden fazla anlam ifade eder ya iste benim hayatimdaki bu iki seste boyle. Bir sesle su an ayri yerlerden birbirimize seslensekte bana yoklugunu hicbi sekilde hissetirmeyen biri o, hep benimle sekiz senedir oldugu gibi, gitmemis gibi. Bazen keske burda olsaydi dedigim zamanlar olsa da alismaya calisiyorum onsuzluga. Kimsenin onun gibi anlamadigi zamanlar da en cok koyuyor onsuzluk bana ama bir mesajla cogu zaman o bana yine ben burdayim diyor. Onunla ilk asklarimiz oldu, farkli duygulari biz beraber tattik onunla. O benim bana hic benzemeyen ama aslinda ayni oldugum diger bir yarim, destegim. Diger ses ise kucuklugum, benimle buyuyen, benimle yuruyen, benimle yemek yiyen, benimle yuzen, benimle resitaller veren kisaca kucuk bir ben. Ben de kucuk bir o'yum sanki. Biz onunla tamamliyoruz cogu seyimizi, beraber ogreniyoruz, destek oluyoruz. Hayatin oyunlarini beraber cozmeye calisiyoruz ve en onemlisi gulebiliyoruz biz. Hayatla dalga gecebiliyoruz.
Kisaca ben hayatimin cogu anini onlarla anlamdirdim ve anlamdiriyorum.
Sesleri hicbir zaman kisilmadan, hatta bazen yukselerek yanimdalar. Beni oldugum gibi kabul edip benimleler nerdeyse her onemli animda, her zamanimda. Ikisi de benim gulusum,nesem. Ikisi de birer ben sanki hayatimda. Sahtelikler diyarinda iki gercegim, iyi ki benimlesiniz.
Sizi seviyorum.

6 Mart 2012 Salı

i see la vie en rose

http://www.youtube.com/watch?v=8IJzYAda1wA

je vois la vie en rose, louis armstrong yorumuyla soylenen bu sarki her dinledigimde beni kendi dunyasina goturup geri  getirmek istemiyor sanki. Severek izledigim ve genelde Edith Piaf'in yorumuyla dinlemeye alisik oldugumuz la vie en rose bu haliyle de bir baska guzel. Siyah beyazliga gidiyorum sanki, eski donemlere ziyarete. Ozellikle baslardaki piyano ve daha sonar gelen trompet sesi bir cok seyi anlik unutturmaya deger. Gunluk tempodan siyrilarak kendinize 3 dakikalik bir ara verebilirsiniz. Ayrica sarkinin ingilizce yorumlanmis halini de dinlemek alisilmistan farkli tatlara sizleri goturuyor. Farkli yorum,farkli ritm,farkli ses
this is la vie en rose...